KÖY KÜLTÜRÜ,YAYLACILIK VE HALK ÝNANIŢLARI

A – Köy Kültürü

1- Düldül Efsanesi :
Düldül kelimesi Arapça'da kirpi anlamina gelir.Güçlü olmasindan dolayi, Hz.Peygamber' in( S.A.V )binegi olan beyaz disi ‘katira' bu ad verilmistir.Katildigi savaslarda bindigi bu hayvani daha sonra Hz.Peygamber, ( S.A.V ) damadi Hz.Ali'ye( R.A )hediye etmistir.Hz.Ali, ( R.A ) Siffin Savasindan sonra ortaya çikan Haricilerle savasirken bu hayvani binek olarak kullanmistir.Muaviye zamanina kadar yasamis olan Düldül, Ümeyye-Hasimi siyasi rekabeti sirasinda çikan savaslarda Hz.Ali
( R.A )taraftari olanlarin gözünde efsanelesmis,sonra da kusaktan kusaga Hz. Ali( R.A ) ile her hikayede kahramanligin bir ögesi olarak zikredilmistir.
Anadolu'da bir çok yerde “Hz. Ali'nin ( R.A ) Cenkleri”türünden hikayeye rastlamak mümkündür.Bu durumu Alevi-Bektasi kültürü ile izah edenler oldugu gibi, Anadolu insaninin hiçbir mezhebi taassup gözetmeksizin Ehl-i Beyt'e olan saygisina baglayanlar da vardir.Iste yöremizde anlatilan Hz.Ali ( R.A ) Efsanelerinin de ona olan sayginin halk nezdindeki farkli yansimalari oldugunu düsünmek yanlis olmaz.Bunlarda en çok yaygin olani, Bektas yaylasinin bati kisminda yer alan Yürücek tepesi ile ilgilidir.Efsaneye göre, “Hz.Ali ( R.A ) buraya gelmis.Küffari kirmis,kilicini vurdugu tastan su fiskirmis, küffarin kaninin aktigi yerde otlar kurumustur.Sonra da Düldülünü deh!'leyerek buradan ayrilip gitmistir.Düldülün cenk ederken bastigi taslarda ayaklarinin izi kalmistir.Bu hayvan kosarken bir dagdan öbür daga siçrarmis.
Kisaltarak ifade etmeye çalistigimiz bu efsaneye konu olan yerde gerçekten de,etrafi tepeciklerle çevrili düz bir alan ve bu alanin orta yerinde küffarin kellesinin taslasmis hali kabul edilen yuvarlak kayalar vardir.Ayni alanin içinde yer alan kayalardan birinin içinden çikan gür su ise,Hz. Ali'nin ( R.A ) zülfikar'ini vurmasi ile çiktigina inanilan sudur.Düz alanin çevresinde siralanan kayaliklarda mevcut olan at nali izini andirir isaretler ise düldülün ayak izleri kabul edilir.
Bu hikayede yer alan düldülün ayak izleri motifi.Kulakkaya yakininda bulunan kayaliklarin yüksek yerleri için de anlatilir.Süphesiz bu efsanenin arka planindaki gerçek, müslüman yöre halkinin Ehl-i Beyt sevgisidir.Halk, içindeki sevgiyi bir efsane anlatimi ile kusaktan kusaga anlatarak yüzyillarca sürdürmüstür.

2 – Kirklar Efsanesi : Karagöl Dagi üzerinde bulunan Karatas Tepesi' nden sonra en yüksek yer olan Kirklar Tepesi, dogal gizeminin yaninda bir de kirklar efsanesi' ne sahnedir. Kirklar Tepesi ‘ ne, Aksu Köyünün üzerinden, Erbaa Obasi ‘nin içinden geçen araç yolundan çikilir..Tepe‘ nin dogu yamacinda olusan karstik göl, buraya gelenlerin hayranlikla izledikleri yerlerden biridir.Karagöl Dagi' nin baska yerlerinde bu türden göller mevcuttur.Kirklar Tepesi üzerinde bulunan çok sayida mezar , ilk bakista sasirtici gelir.Bu kadar yüksek bir yerde mezarlik kalintisi elbette pek anlam verilebilir bir durum degildir.
Yörede yaygin olan inanca göre, Kirklar denilen evliya grubunun ugradigi mekanlardan biri de burasidir. Öyle anlasilmaktadir ki, “kevn-i mekan vasfina sahip olan kirklarin “,yüksek yerleri mekan tuttuguna dair telakki, böyle bir inanisa sebep olmustur.Bir de halkin “ nur inmesi “ tabir ettigi, sahit olunan bazi hadiselere göre, bu tepe üzerinde bulunan yere yesil bir isik halesi inmektedir.Bu duruma çogu insanin sahit oldugunu iddia etmesinin de buranin gizemine yardimci oldugu söylenebilir.
Bu tepe üzerinde bulunan çok sayida yapay mezar, burayi ziyaret edenlerin kirklar arasinda yer almak için kendilerine yaptiklari mekanlari ifade etmektedir. Aslinda kirklar kavrami, daha çok Bektasi Kültüründe kullanilan sufi terimidir. Yukarida ifade edildigi gibi, bu efsane de bize yöre halkinin günlük yasayisi üzerinde tasavvufun ne kadar etkili oldugunu göstermektedir.Yukarida da ifade etmeye çalistigimiz gibi Yukari Aksu Havzasi‘ nda yogun bir sufi kültüre rastliyoruz.Ilk gelen Türk dervislerinin içinde Ahiler, Yeseviler, sonra Bektasiler ve giderek Halvetilerin etkin olduklari anlasilmaktadir.Kirklar kavraminin bölgede çok fazla kullanilmasi ve bölgeye hakim bir tepeye ad olarak seçilmesi, bize Bektasi geleneginin bölgedeki varligini göstermesi bakimindan ilginçtir.Bir Bektasi nefesinde bakin bu kavram nasil isleniyor.
Vardim kirklar meydanina gel beri hey can dediler
Izzet ile selam verdim geç otur hey can dediler
Kirklar yerinde durdular yerlerinden yer verdiler
Meydana sofra serdiler lokmaya sun can dediler
Kirklarin gönlü uludur mü'minler kalbin eridir
Gelisin kanden beridir söyle be hey can dediler

Bunlardan baska geceleyin tirnak kesilemeyecegi, ev süpürülemeyecegi, esige oturmanin günah oldugu, ev yakininda karga ve baykus öterse bunun kötü haber anlamina gelecegi, köpek ulumasinin cenaze habercisi anlamina geldigi, elden sabun alip vermenin esler arsinda kavgaya neden olacagi, aradan kara kedi geçmenin ayrilik olacagi, iki kisinin ayni zamanda su içmesinin günah olacagi, yeni yapilan evlere kemik asmanin nazari önleyecegi, ay yeni iken sebze ekmenin mahzur doguracagi türünden inanislara da rastlanmaktadir. Ama bunlarin hepsi batil inançtir asli yoktur.

B – Yörede Köy Dügünleri ve Dügün Adetleri

Dügün Öncesi Adetleri : Evlenme ile ilgili adetleri, dügün öncesi hazirlik; dügün asamasi ve dügün sonrasi adetleri olmak üzere üç kisimda ele almak mümkündür. Konuyu bu basliklar altinda incelemeye çalisalim.

Dügün öncesinde yapilan hazirliklar kiz ve erkek tarafindan farkli sekillerde gelisir. Kaçirma yoluyla evliligin önceki dönemlerde yaygin oldugu bu bölgede normal sartlarda gelisen evlilik süreci, genellikle erkek tarafinin talipli olmasi baslar. Evlilik yasina gelen gençler, sevdigi kiza, sir tuttuguna inandigi biri ile haber gönderir. Sayet kiz olumlu yaklasirsa haberci aradan çekilir, taraflar dogrudan görüsmelere baslarlar. Bulusmalar çok gizli yapilmasi gerektigi için erkek genellikle kizin bos bir zamanini yakalamaya çalisir. Bu da kiz evinin yakinlarinda gizli beklemeler seklinde olur. Sayet kizi uygun görmüsse ona ayna tutarak geldigi belli eder. Kiz sevdigi gencin evin yakinlarinda oldugunu aynadan gelen yansimalarla anladiktan sonra onunla görüsebilmek için bir yol bulmasi gerekir. Gençler bu bulusmalarinda evlilige karar vermislerse, kiz saçinin tellerinden olusan bir buketi mendil içinde oglana verir. Bu oglan için en degerli hediyedir. Bir bakima gizli nisanlanmadir. Bu nedenle iyi korunmasi gerekir. Hatta evlendikten sonra bile onu muhafaza eder.

Damat adayi, evlenme istegini genellikle ima yolu ile hissettirir. Bunu da ya varsa kiz kardesine veya annesine söyler. Babaya hiçbir sekilde evlenme arzusu dogrudan söylenmez, bu örfe aykiri görülür. Evlilik yasi genellikle bu gün çok erken olarak görülen 17'dir. Bulug çagina gelince, artik ev içinde konu ailenin gündemine girer, önce çesitli esprilerle baslayan kiz isteme arzusu gündeme getirilmiyor ve ergenlik çagina gelmis olan gencin temayülleri yoklanmiyorsa, bu defa gencin kendisinin devreye girmesi, evlenme arzusunu ima etmesi gerekir ki, bu genellikle eve geç gelme, babanin ayakkabisini topugunu yere çakma gibi özel anlamlari olan davranislarla belli edilir.

Kiz tarafinin evlilik öncesi hazirliklari daha farkli sekilde gelisir. Küçük yaslarda baslayan çeyiz hazirligi, tabii olarak evlilik öncesi hazirligin en önemli belirtisidir. Çeyiz hazirliginin her asamasinda evlenme konusu, çesitli sakalasmalar, laf atmalar seklinde yetiskin kadinlar tarafindan sürekli gündemde tutulur. Kiz çocuklari, akli erdigi yaslardan itibaren anneler tarafindan ev kadinligini gerektirdigi ince âdab-i muaseret kurallarina göre yetistirilir ve onun ileride iyi bir ev hanimi olmasi için gerekli egitim verilir. Bu genellikle temizlik yapma, yemek pisirme, ev ve el isleri seklinde kendini gösterir.
Görücü usulü ile yapilan evlilik öncesinde kizlar,sevdikleri erkegin,ailesi tarafindan bilinmesini,utanilacak bir durum olarak gördüklerinden istemezler.Karsilikli riza kiz ya da erkek tarafindan üçüncü bir sahsin araciligi ile iletilir.Sayet taraflardan birisi,gizlice yapilan evlilik teklifini uygun bulmuyorsa ,dünya-ahiret kardesim olsun seklinde verilecek bir cevap ile bunu geri çevirir.Böylece mesele duyulmadan sonuçlanmis olur.Teklifler genelde erkeklerden gelir.Kizlarin erkeklere evlilik teklif etmesi ya da bunu ima etmesi pek görülmez.Yapilan teklifi kizlar geri çevirmis olsalar da, bu kesin cevap anlamina gelmez.Bu yüzden erkekler bunda israrli olmalidirlar.
Iki tarafin arzu etmesine ragmen,ailelerin rizasi olmadan sonuca varilmasi çogu zaman mümkün olmaz.Bu gibi durumlarin bir dramla sonuçlanmasi da mümkündür.Bölgede henüz yaziya intikal etmemis bir çok türkünün ilham kaynagini bu gibi olaylar olusturur.Kiz çocuklarinin günümüzden 20-30 sene öncesine kadar evlilik yasi 15-16'dir.Bu yastaki bir insanin evlilige fizyolojik ve kültürel olarak hazir olmayacagi açiktir. Monarsik aile yapilanmasinin hakim oldugu Türk toplumunda görülen evlilikle ilgili özellikleri burada da görmek mümkündür.Bunlardan en fazla dikkat çeken noktalardan birisi de sülale içi evliliktir.Topraklarin parçalanmamasi,sülalenin ( soyun ) ve akrabalarin dagilmamasi gibi endiselerle yapilan bu sülale içi evlilikleri,yine aile reislerinin zorlamasi ile oldugundan çogu zaman sosyal bunalimlara ve aile içi dramlara neden olabilir.

Görücü : Her yerde oldugu gibi konumuzun kapsamina giren köylerde de,evlilik öncesi hazirliklarin ilk somut asamasini sözkesme olusturur.Yukarida ifade etmeye çalistigimiz gibi,evlenecek gencin önceden belirledigi bir adayi yoksa,ailenin büyükleri gelin adayi arayisina çikar ve çogunlukla kizi olan evlere habersiz ziyaretler gerçeklestirilir veya dügünlerde ,toplu merasim ortamlarinda kiz tanima tarzinda gelisebilir.Sayet yapilan arastirmalar olumlu sonuç vermis ve aranan niteliklerde bir gelin adayi bulunmussa,ilk olarak kiz evine yakin olan kisilerin araciligi kullanilir.Bu is için seçilen kisi iyi niyetli ve sir tutan birisi olmalidir.Genellikle bayanlardan olan bu kisiler yaptiklari isten sevap alacaklarini ve iki tarafin da takdirini kazanacaklarini düsünerek konuya yardimci olur.Bu isi yapan kimseye her yerde oldugu gibi burada da çöpçatan denilir.Kiz tarafi,sayet olumlu yaklasiyorsa bunu nasipse olur! Tarzinda verdigi cevapla belli eder.Bundan sonra ilk somut atilir,dogrudan kiz istemeye gidilir.Ailenin bagli bulundugu sülalenin uslularindan olusan ve adina görücü denilen bir heyet ,kiz evine vardiktan sonra, yine kiz tarafinin yaslilarinca agirlanir ve sonra heyetin sözcüsü olan bilge kisi konuya , “Allah'in emri Peygamber' in sünneti Imam' i
Azam' in kavli ile.” Tarzinda kaliplasmis anahtar bir sözcük ile girer.Böylece ziyaretin asil maksadi deklare edilmis olur.
Erkek tarafi maksadini mümkün olan nezakete uygunluk ile ifade ettikten sonra, söz sirasi kiz tarafinin bilge kisisine gelir.Eger önceden bu konu kabaca ele alinmis ve bir prensip karari verilmisse bu “Allah yazdi ise ne diyelim “ denilerek ilk olumlu cevap verilmis olur.Ziyarete hazirliksiz yakalanilmissa veya aile büyükleri ile konu tam olarak konusulup bir neticeye varilmamissa bu ya “hos geldiniz sefa geldiniz, bizden size süt yok “seklinde söylenen ret cevabi ile sonuçlandirilir ; ya da aile fertlerinin kararsizligi anlaminda “Allah' in yazdigini yoyamayiz,emisine dayisina da hak düser.Bir gelme ilen dösek çürümez.Konusup danisalim!” gibi ifadelerle, kapinin simdilik açik birakildigi, ancak kesin neticenin daha sonraki gelmelerde verilecegi ima edilmis olur.

Söz kesme : Kiz istemelerde genellikle ilk görüsmede netice alinmaz,kiz tarafinin hassas davranmasi adettendir.Kiz tarafi kararini vermis olsa bile bunu bir celsede ifade etmez,konu komsuya da danisir, erkek tarafinin birkaç kez gelmesi beklenir ve önce kuru söz verilir. Bunun anlami, prensipte anlasmaktir.Dügünle ilgili bütün meselelerde mutabakat saglandiktan sonra,Söz kesme merasimi yapilir.Bu serbet ya da tatli yiyerek karsilikli hayir temennisi ve tebriklesmeler seklinde sade bir törendir.
Dügün asamasi ile söz kesme arasinda yapilan en önemli islev nisan takmadir. Bunun için ayri ve mutantan bir tören yapilmaz. Söz kesme islemi bittikten sonra gelin adayi, kadinlarin bulundugu odada ortaya getirilir, kayinvalide tarafinda yüzük ve diger takilarin takilip hayir dualar edildikten sonra, bir mendile konulmus olan gelinin nüfus cüzdani kayinvalideye nikah islemleri için teslim edilir.Bir yandan resmi islemler yapilirken bir yandan da dügün için belirlenen tarih beklenmeye baslanir.

Baslik Parasý : Bu gün artik uygulamasi olmayan baslik parasi, inceledigimiz dönemlerde dügünün önemli unsurlarindan biridir.Evlenecek erkegin babasi tarafindan kiz babasina hediye niteligindeki paradir baslik.Bu alinan para, kizin çeyizinin tamamlanmasi ve sair masraflari için kullanilir.Baslik, bazen kiz tarafina koyun veya herhangi bir büyük bas hayvan verilmesi seklinde de olmustur. Dinen ve aklen dogru bir davranis olmadigi, bunun bütünüyle eski bir Türk örfü oldugu artik günümüzde kabul edilmistir ve bu uygulamaya artik rastlanmamaktadir.

Dügünde Adetler : Dügüne çagirma, bu gün uygulandigindan çok farklidir.Dügüne çagirmak için malzemeler on gün önceden hazirlanir.Bunlar çagirilacak kisinin akrabalik derecesine ve toplum içindeki konumuna göre degisir.Uzak tanislar küçük bir kese kagidinin içine konulmus lokum-seker karisimindan olusan bir paket ile;yoksul aileler bugday böregi ile,saygin agalar veya yakin akrabalar horozla;bunlarinda üzerinde görülen ünlü kisiler,köy agalari,muhtarlik yapmis kisiler ise koç ile çagrilir.Bu isi yapan kisiye,davet edilen aileler tarafindan genellikle yumurtadan olusan bahsisler verilir.Dügüne çagirma isleminde bile,yöre insaninin yardimlasma duygularinin ortaya çiktigini görmek mümkündür.
Dügüne baslamadan önce, ailenin ileri gelenleri arasindan veya uslularin ön gördügü tecrübeli ve olgun bir bilge Dügün Kahyasi seçilir ve dügünün bundan sonraki asamalarini kahya yönetir.Herkes onun talimatlarina uyar, dedikleri harfiyen yerine getirilir.Özellikle büyük dügün gecesi çevre köylerden ve mahallelerden gelen yabanci Konaklarin karsilanmasi ve agirlanmasi isini kahyalar organize eder.Kahya, çalismamizin tarih ile ilgili kisminda da ifade ettigimiz gibi Kethüda kelimesinin galat-i meshur olmus seklidir.Kethüda ise,halk ile devlet yönetimi arasindaki iliskileri saglayan, genellikle kadilar tarafindan görevlendirilmis kimselere denilir.
Yukari Aksu'da önceleri dügünler Sali günü baslatilir, o günün aksamindan daha çok yakin komsular gelir, dügün sahibine ugur-kadem edildikten sonra varsa yardim edilecek bir durum yardim edilir.Buna küçük dügün veya komsu dügünü adi verilir.Dügünde hizmetlerin daha kolay yürümesi için kahya tarafindan gençlerden bir hizmet ekibi kurulur ve aralarinda görev dagilimi yapilir.
Komsu dügünü ile Kina Gecesi arasinda en önemli etkinlik Basörücü gidilmesidir.Erkekler, ögle yemegini yedikten sonra kendi aralarinda eglenirlerken, kadinlardan olusturulan bir ekip kiz evine giderler. Bu kisimda yasananlari su sekilde özetlememiz mümkündür:

Basörücü : Oglan tarafindan kadinlarin agirlikli olarak bulundugu bir topluluk, ögle vakti kiz evine giderler.Kayinvalide, görümce ve eltiler, gelinle birlikte ayri ayri oynarlar.Oyunlar bittikten sonra , bahsisler ve takilar kismina geçilir.Genellikle taki, gerdanlik gibi kullanilan, altinlarin bogaza takilmasi seklindedir.Bilezik yakin zamanlara kadar kullanilmayan, yeni bir takidir.Taki merasimi gelinin kayinpederi, kayinvalidesi ve sonra diger büyüklerin hediyelerinin duyurulmasi seklinde tamamlanir.

Kina Gecesi : Küçük Dügün diye de ifade edilen etkinligin ertesi aksami artik büyük dügün gecesidir.Dügünle ilgili yogunluk asil bu aksamda yasanir.Büyük dügün aksaminin iki temel özelligi vardir.Bunlar Kina Yakma ve Kiz Kardesi Gitme adetlerinin yerine getirilmesidir.Gelin kina yakilirken ipekten veya kadifeden yahut simli sari kumastan yapilmis gelinligini giyer.Gelinin akranlari olan kizlar iki grup olusturup gelinin sagina ve soluna otururlar.Bunlardan birisi gelinin sagdici olur ve dügünün bütün asamalarinda geline yardimci olur, yanindan hiç ayrilmaz.Sagdiç olan kiz ile gelin arasinda bundan dolayi bir hukuk dogar ve hayat boyu bu hiç unutulmaz, bir nevi kan kardesi gibi bir yakinlik olusur.Sonra kina türküsü söylenmeye baslanir.Türkü söylemek bir uzmanlik isidir.Çünkü gelin ve çevresindeki kizlarin aglatilmasi gerekir.Bu nedenle, kina türküsünü çogu zaman , yetenek sahibi olan kinaci kadin elindeki tef esliginde söyler.Gelinin yumuk olan elleri, erkek tarafindan gelen bahsisin yine erkek tarafindan gelen bir kadin tarafindan eline konmasi ile açilir.Buna el açma denilir.El açma bahsisini kaynana da verebilir.Gelinin saginda ve solunda bulunan kizlar önce sag, sonra da sol ele kina sürmeye baslarlar.Erkeklerin ayri bir yerde agirladigi bu merasim tamamiyla kadinlarin kendi aralarinda cereyan eder.Türkünün yanik söylenisine etkileyici sözlerin seçilerek islenmesi, önce gelini sonra annesini ve akranlari olan kizlari aglatir.Aglamak adettendir.Bu bir bakima, baba ocagi, ana kucagindan ayrilmanin verdigi aci hissiyatin disa yansima seklidir.Aglamayan gelinler için “sanki dünden hazir “ifadesi kullanilir ve aglamamak ayip sayilir.
Kina türküleri gerçekten içli sözlerin manzum olarak ifadesidir.Geçmisten bu yana kliselesmis, herkesçe söylenen türküler oldugu gibi, kinaci kadinin dügün atmosferinin hissiyatina göre yakistirip söyledigi sözlerden olusan türküler de vardir.Yöremizde en çok söylenilen kina türkülerinden biri söyledir.

Çevirdim etegimi anam soktum belime
Ayrilik günleri anam aldim elime
Güççük bacimi anam kodun yerime

Eyvah anam eyvah babam ben gider oldum
Hem anami hem babami terk eder oldum.

Sazak yere ev yapma anam o batar gider
Uzak yere giz verme anam o yiter gider
Anasini babasini terk eder gider

Elimin kinasini anam hamur ettiler
Gözümün yasini anam yagmur ettiler
Bohçemin bagini anam mamur ettiler

Sira gelin anasini aglatmaya gelince de su türkü söylenir.

Sen bu eve kizim daha gelemezsin
Koyducagin yerlerinde bulamazsin
Karar kilip buralarda duramazsin

Alli kizim, gelin kizim, has kizim
Kutlu olsun yanan kinan kizim

Altin tasta yesil kinam ezilir
Gümüs tarak ile zülfüm çözülür
Gelin kizlar bir araya dizilir

Büyük anam bohçalarimi bagladi
Küçük anam çözdü çözdü agladi
Görenler hep yüreklerin dagladi

Bu tarz duygulu sözlerden sonra, ortami bütünüyle matem havasina sokmamak ve aslinda bu günün bir eglence ve mutluluk günü oldugunu ifade etmek için bu defa kinaci kadin tarzini degistirir, hüzünlü söyleyise ara verir ve geline dönerek su manzumeyi söyler:

Aldi hanim kina tasin eline
Yakti yiv yiv dolanarak geline
Gümüs kemer yakismistir beline
Seni saran delikanli sevine

Alli gelin, pullu gelin, has gelin
Nokta nokta ayaklarin bas gelin

Kiz Kardesi : Büyük dügün gecesinin ikinci ayagini ise Kiz kardesi olusturur.Kiz kardesi, gelin evinde varsa kizin erkek kardesi veya süt kardesi ile diger gençlerden olusturulan bir ekibin, gece geç saatlerde damat evine gitmesinden ibarettir. Bunun anlami, erkek tarafini tebrik etmektir.Ancak dügünün tabiati geregi kiz tarafi hep külfetli olur.Erkek tarafina ise bu külfetler katlanmak, sabretmek düser.Kiz kardesi de, erkek tarafina yerine getirilmesi zor olan isteklerde bulunur, onu zora sokar.Kiz tarafinin yasadigi telas biraz da kiz kardesini keyiflendirir.
Kiz kardesi, geldigini kullandigi silahlarin sesi ile göstermis olur.Bu genellikle tabancadir, ama bazen dinamit, tüfek, havai fisek de kullanilir.Kiz kardesini dügün kahyasi, dügün sahibi ,dügün kemençecisi birlikte karsilarlar.

Konak ve Gelinçi : Çevre köylerde oldugu gibi yöremizde de genel olarak, dügün evine çevre köylerden özel olarak olusturulmus gruplar halinde gelinir.Bu gruplarla Konak adi verilir.Konak gelen kisiler, dügün evine yaklastiklarinda,dügüne geldiklerini belli etmek için,yanlarinda bol miktarda mesale veya lüküs lambasi bulundururlar.Bu gelen konagin debdebesini gösterir.Ama,konagin asil agirligi,yaktigi merminin çokluguna baglidir.Onun için konak giderek genç ruhlu insanlar,günlerce önceden mermi,dinamit ve benzeri çok ses getirecek malzemeleri hazirlarlar ve dügün aksamini beklerler.
Dügüne gelen konaklar,ayni anda dügün yeri olarak seçilmis olan mahalle girmezler.Dügün alanina gelen konak,kahya ve kemençeci tarafindan karsilandiktan sonra oyun alanina alinir,izleyenlerin önünde horon,karsilama gibi çesitli oyunlarini oynadiktan sonra en yakin yerde yemek ve sair ikramlar için götürülürler.Sonra, siradaki konak yine ayni usulle alana alinir.Iste, kahyaya en çok burada ihtiyaç duyulur.Çünkü, oyun alanina alinan konaklardan birisi, oyunu uzatir, sirasini bekleyenlerin alana girmelerini geciktirirse bu bir onur meselesi kabul edildigi için kavga sebebi olabilir.Bu durumlari idare edecek kisi kahyadir.Kahyanin becerisi dügünün de saglikli yürümesini de saglar.
Dügün alaylari içinde en debdebili olan Gelinci Konagi'dir.Dügünün son günü, gerekli hazirliklar yapildiktan sonra, kiz tarafinda gelinci karsilamak için çeyizler denk denilen paketler halinde hazirlanir.Bunlar arsinda en önemli olanlari çeyiz sandigi, yataklar ve sair esyalardir.Bazen kiz babasi koyun ya da bir mayalik inek de vermisse hayvanlari basina kirmizi saçak baglanir ve gelinci adayi beklenir.
Damat tarafinda ise daha farkli bir hazirlik yapilir.Damat, biri evli biri de bekar olan sagdiçlari ile birlikte, en güzel elbiselerini ve sair hazirliklarini tamamlar ve gelin alayini yolcu eder.Simdi oldugu gibi, damat ve damadin annesi gelin almaya gitmez ve evde beklerler.
Gelinci denilen kalabalik gine kahya öncülügünde harekete geçer.Gelin alayinin en önünde köyün en saygin ve yasli kisileri, damat babasi egerlenmis atlari üzerinde giderlerken, diger erkeklerde yine atli olarak onlari takip eder.Kadinlar ise, içlerinde gelini alacak özel bir ekiple birlikte erkeklerden sonra ayri bir grup seklinde yaya olarak hareket ederler.Gelinci içinde en dikkat çeken sey süphesiz gelin için özel olarak seçilmis hazirlanmis ve süslenmis bos olarak yürütülen attir.
Gelin alayi, yürürken kemençeci yol havasi çalar, sesi gür ve güzel olan yigitler uzun hava ve nara atarak alayi canli ve heyacanli tutmaya çalisirlar.Uzun hava olarak söylenen türkülerde Karahisar etkisi hemen dikkat çeker.Bu da bölgenin tariihte daha çok Karahisar ile iliskili oldugunun bir göstergesidir.

Oy Tamzara' nin üzümü / Dinle benim sözümü
Dinlemezsen sözümü / Göremezsin yüzümü

Oy Tamzara ‘ ya var da gel / Gama biçak alda gel
Eger yarim gelmezse / Mendilini al da gel.

Kiz evine yaklastikça gelin alayinin gürültü ve debdebesi daha da artar.Bu birazda karsi taraftaki heyecani artirmak için basvurulan bir yöntemdir.Simdilerde gelin konvoyunu olusturan araçlarin klakson çalmalari gibi bir sey.Gelinci için önceden hazirlanmis olan mekanda gençler kemençe esliginde çesitli oyunlari oynadiktan sonra sira, gelin almaya gelir.Oglan evinden gelen kahya kadin, gelinin saklandigi odanin bahsisini vererek odaya girer ve yol giysileri giydirilir.Bu gelinlikten ayri bir giysidir.Bir yandan çeyizler, oglan evinin erkekleri tarafindan atlari yüklenirken bir taraftan da gelin babasi, annesini ve ailenin diger üyeleri ile ismarlasip helallesir.Esyalar içinde bahsisi en fazla olan ve genellikle gelinin kardeslerinden birinin üzerinde oturdugu sandik ise en son denkleri arasinda ata yüklenir.Bu arada iki tarafin kemençecileri duygulu, hisli havalar çalarak ortaligi biraz daha duygusallastirirlar.
Özel olarak hazirlanmis at üzerine kardesi tarafindan bindirilen gelinin atini da yine kardesleri çeker.Onun yaninda kiz evinin görevlendirdigi kadin ve uslu erkeklerden olusan bir de ekip bulunmaktadir.Bu bir bakima emanetin ehlince yerine iletilmesi anlamina da gelir.Gelin alayi hareket edince kemençecilerin yol havasina yigitlerin narasi uzun hava türküleri ve silahlari çikardigi sesler eslik eder.Yolculuk bittikten, gelin alayi damat evine yaklastiktan sonra, yine silahlar atilmaya baslanir.Damat da evin yakininda bir yerden silah atarak gelin alayina cevap verir.
Gelin damat evine girmezden önce, seker üzüm kurusu gibi yemisler kayinvalide tarafindan gelinin duvak denilen basindaki özel örtünün üzerinden asagiya dogru saçilir. Bu hem bir mutluluk ifadesi hem de gelin ile kaynananin iyi geçinmelerini temenni etme anlamina gelir.Evin kapisindan içeri girilmesi için kaynana ile kayin pederin gelin için verecekleri bahsisler alinir ve gelin, kardesi tarafindan mutfaga kadar götürülür.Burada, çocugunun olmasini temenni anlaminda gelinin eline körpe bir bebek verilir, evin bereketli olmasi için de asçinin verdigi kepçe ile ocaktaki yemegi karistirir. Kiz evinden gelen bilge bir kadin gelini bir kenara çekip yeni hayati ile ilgili nasihatlerde bulunur.Iki tarafin temsilcilerinin hazir bulundugu dini nikahtan sonra, gelin kardesi yolcu edilir.
Bundan sonra, genç kizlar ve gelinler aralarinda gelini de alarak tef esliginde çesitli oyunlar oynayarak, gelini yeni çevresine isindirmaya çalisirlar.Gelin için hazirlanmis olan evin en mütenahi odasina çeyizler asilir ve gelinin yeni mahallesinin kadinlari, genç kizlari bu çeyizleri izlemeye koyulurlar.Buna çeyiz asma denilir.

Gerdek Gecesi : Gerdek gecesi evlilik kurumunun olusum asamalarindan en sonuncusudur.Bu asamadan sonra artik her iki taraf da evli kabul edilir.Evlenen taraflarin toplum içindeki yeri degisir.Insanlar arasindaki münasebetleri daha usluca olmak durumundadir.Bu yüzden dügünün son ve en önemli kismidir.Aksam oluncaya kadar, damat eve gelemez.Evin yakinlarinda veya bir komsu evinde akranlari ile beraber gerdek saatini.Aksam olduktan sonra gerdege girilecek olan evde kimse kalmaz.Hane halkinin diger üyeleri, o aksam yakin komsulara misafir kabul edilir.Gerdek saati genellikle yatsi namazinin kilinmasindan sonra baslamis kabul edilir ve damat, evli sagdici tarafindan gelin hanima nasil davranacagi konusunda bilgilendirildikten sonra gerdege girecegi evine götürülür ve yasli bir kadin tarafindan gelinle el ele tutusturularak evde yalniz birakirlar.Damat bahsis vererek gelinin duvagini kaldirir ve onunla konusur.Allah rizasi için iki rekat namaz kilindiktan sonra gelin evinden getirilen tatlilar yenilir.Evliligin tatli baslayip tatli devam etmesi temennisi anlamina gelen bu iste, gelin damada damat da kasik uzatarak tatli yedirir.Gecenin mutlulukla bittigi, sabahleyin damadin silah atislari ile belli olur.

Dügün Sonrasi Adetler : Dügün, Gerdek ile normalde bitmis olur.Ancak evlenme ile ilgili adetler hemen bununla sona ermis olmaz. Bundan sonra, en çok dikkat çeken iki nokta vardir ki, bunlar Kavum' a gitme ve bir de gelinlik tutma. Simdi de bu iki konu üzerinde kisaca durmaya çalisalim.

Kavum'a Gitme : Dügün bitiminden bir hafta sonra, gelin damat ve hane halki ile çevredeki esraftan olusturulan bir topluluk, kiz tarafina giderler.Bunun anlami, baba evinden kizin girmesiyle ortaya çikan eksikligin, hüznün giderilmek istenmesi,aglayarak gelin giden kizin yeni hayatinda mutlu oldugunun gösterilmek istenmesidir.
Kavum sirasinda en çok dikkati damat çeker.Herkese gösterilen yerlere oturmasina ragmen damat, kayin pederinin yer gösterip oturmasini bekler.Kayin pederinin isaretini dikkate almadan oturmak görgüsüzlük sayildigi için buna dikkat edilir.Bazen kayin peder, ortami canlandirmak için damada yer göstermez, onu unutmus gibi davranir, bununla ayakta kalmasi ve cezalandirilmasi saglanmis olur.Damadin oturmasindan sonra ona takilmalar devam eder.Bu bazen igne sokma, çayina tuz katma, ceketinin etegini mindere dikme gibi davranislar seklinde olur.Bu gibi durumlardan damadi, sagdici kurtarmakla yükümlüdür.Eger sagdiç açik göz birisi degilse, damat zor durumlarda kalabilir.
Çevreden gelen genç kizlar, kadinlar, damadi görmek için yarisirlar.Bütün gözler damadin üzerindedir.Damat da bu durumun farkinda oldugu normal sartlar altinda bulunmadigi için tedirgin ve heyecanlidir.Delikanliliktan, bekarliktan ayrilmis yepyeni bir artama girmistir.Bir bakima sinif degistirmistir.Bekarlik günlerinde edindigi arkadaslarinin tavirlari degismis daha resmi ve mesafeli bir vaziyet almistir.Ancak damat bu yeni duruma intibak ettigini bir acemiligin olmadigini göstermek ister.Olgun ve piskin birisi gibi davranmaya çalisir.Satasmalar karsisinda renk vermemeye, bir sakarlik yapmamaya özen gösterir.
Kavum alayinin karsilanip agirlanmasi sirasinda en çok dikkati çeken noktalardan biride yumurta yeme isidir.Damadin babasinin, varsa agabeyleri,amcalari ve kahyanin oturdugu sofraya pasa sofrasi denilir.Diger sofralardan daha farkli donatilir.Genisçe bir bakir sininin içine yerlestirilen yemeklerin ortasinda en mütenahi bir tabak bulunur.Üzeri kapak ve süslü bir bezle kapali oldugu için muhteviyati sürpriz kabul edilir.Genellikle yumurta kizartmasi olan bu yemegin kapagini açan kisi sofranin bahsisini de vermek zorundadir.Bu genellikle damat babasi olur.Bu sekilde yemege baslanmis olur, yemek karsilikli güzel esprilerle devam eder.
Damadin halet-i ruhiyesinden istifade etmek isteyenlerin maksadi onu maskara durumuna sokmak ve rencide etmek degildir.Yapilan çesitli oyunlarin, esprilerin amaci ardaki iliskiyi güçlendirmek, taraflarin birbirlerine isinmalarini saglamaktir.Izzet ikram bittikten sonra karsilikli tebriklesmelerle ayrilinir .

Gelinlik Tutma : Gelin koca evine gelince aile fertlerinin çocuklari hariç hiç biriyle konusmaz.Gelinin aile fertleriyle özellikle konusmamasi adettendir ve buna gelin tutma denir.Hiç gelinlik tutmaksizin koca evinin fertleriyle konusan gelinler ayiplanir ve bu durum piskinlik olarak görülür.Gelinin konusmasi için verilen bahsislere gelinlik bahsisi denir.Gelinlik tutmada bir süre yoktur, ancak genellikle kayin pederle hemen konusulmaz, gelinlik tutma süresi digerlerine nazaran daha fazladir.Bu kayin pedere gösterilen saygiyi da ifade eder bir bakima.Kayin pederine yillarca gelinlik tutan, verilen bahsisleri uzun süre kabul etmeyenlere, hatta bu sekilde ölenlere bile rastlanir.Bazen bahsis verilmedigi halde farkina varmadan gelinin konustugu olursa gelinlik tutma bozulmus olur.Günümüzde gelinlik tutma adeti de kaybolmustur.Yeni nesiller bu adetin ne anlama geldigini de bilmezler.

Halk Takvimi ve Özel Günler :

Kocakari Takvimi : Hicri, Miladi ve Rumi gibi takvimlerin yaninda çesitli yörelerin çografik ve iklim etkilerine dayali olarak gelistirilmis yerel nitelikli takvimlerin varligi da bilinen bir konudur.
Iste burada üzerinde durmak istedigimiz takvim, tamami ile marsinal özellikler tasiyan, daha çok insanlarin hayat tecrübeleriyle zaman içinde tekamül etmis yaygin ifadesiyle “kocakari takvimi” adiyla anilan takvimdir.Bu takvimlerin en önemli yani halkin mahalli, kültür özelliklerini yansitmis olmasidir.Yörelerin çografyasindan, iklim sartlarindan, kaynaklanan toplumsal yasam farkliliklarini bu takvimlerin çözümlenmesinden elde edebiliriz.Yöremizde yasayan insanlarin çografya ve iklim sartlarinin farkliligi nedeni ile hem sahil kesiminden hem de iç kesimlerden farkli kültürel özellikler gösterdigine çok zaman sahit olmusuzdur.Gerçi bahsini ettigimiz halk takvimi meselesinde çok önemli farkliliklar olmasa bile konuyla ilgili yöresel özellikleri biraz daha ön plana çikaracak gözlem ve tespitleri aktarmaya çalisalim.
Yöremizde yaygin olan kocakari takviminin bir miladi yoktur.Günes yili esas alinarak Rumi takvime uydurularak olusturulmustur.Bu takvimin ilk ayi Mart ayidir.Bir yil içinde yine dört mevsim vardir.Bunlar Ilkgüz ( Ilkbahar ), Yaz, Songüz ( Sonbahar ) ve Gis ( Kis ) dir.Bu mevsimlerin aylari da su sekilde ifade edilebilir.Mart , Abrul, Mayis, Kirez, Ocak, Agustos, Istavrud, Dari, Goç, Garagis, Zenferi ve Gücük aylaridir.Bu ay isimlerinin bir kismi Rumi takvimden alinmis diger bir kismi ise yörenin sartlarina göre isimlendirilmistir.
Söz konusu takvim içinde bir günün zaman dilimlemesi de su sekilde yapilmistir. Zabah ( Sabah ), Gusluk ( Kusluk ), Ölin ( Öglen ), Ikindü, Asam ( Aksam ) ve Yasdu ( Yatsi ).
Bu takvim içersinde yer alan özel gün ve haftalarin antolojik detayina fazla girmeden anlamlari ise genel olarak söyle ifade edilir.

Mart Bozumu : Yerel takvimin yil basi olan Mart ayinin ilk günüdür.Mart bozumu çesitli törelerle karsilanir.O gün disardan eve giren kisinin kimligi çok önemlidir.Zira disardan gelen yabanci eve girmekle o yil için ya ugur ya da ugursuzluk getirmistir.Bu yüzden yilin ilk günü eve ilk giren yabancinin hayirli biri olmasi temenni edilir.Yilin bereketli olmasi için sabah erkenden bir koyunla bir kuzu eve getirilir.Evin köselerine su serpilir.Suyun ve kuzunun anlami berekettir.Konu ile ilgili olarak yaptigimiz bir söylesinin otantik ifadeler içermesi nedeni ile burada bu söylesiyi sizlere de aktarmak isterim.
“ Ey gidi oglum, esgiden ne günner vardi.Mart dutallardi. Zabahilan namazdan soona bir guzu ya da bir goyun götürürlerdi evin içine.Günes isimadan evin çatmalarina, dört bir atrefine su guyarlardi, bir avuç sirgan toplanir, içine boncuk ya bi dari denesi atulurdi.Dari denesi kimin kasuguna gelirse u yilin gismeti una sayilirdi.Evlenecek gismeti çabuk çikacak kabul edürülürdü. Guya bunlarilan u yil bereket gelür, derler hani.Anadin mi?
Bu anlatimin içinde suyun kutsalligina iliskin ifade, tarihimizin derinliklerinden gelen bir inancin günümüze yansimasi olmasi bakimindan dikkat çekiyor.Eski mitolojilerin ekseriyetinde oldugu gibi, Türk mitoloji ve eski dinlerinde suyun kutsalligi önemli bir yer teskil eder.Anadolu'da gurbete giden veya gelin giden evladin arkasindan yolunun açik olmasi, geri dönüsünün hayirlara vesile olmasi temennisiyle su atilmasinin bu eski Türk Inançlari ile ilgili oldugu bilinmektedir.Türk'lerin milli dini olan Gök-Tanri inancinda tabiat kültürünün ifadesi “yer – su” biçimindedir.Netice olarak su, Islam'dan önce Türk inanci içinde önemli yer tutan bir kutsal kavramdir.

Mart Dokuzu : Mart ayi içinde baska özel anlami olan günler de vardir.Bunlardan biri, “ Cemre düsmesi “ olarak ifade edilen havadaki sicakligin degismesidir.Halk dilinde Birinci cemre, ikinci cemre, üçüncü cemre üç sicaklik degisimi seklinde ifade edilir.Inanca göre birinci cemre havaya, ikinci cemre suya, üçüncü cemre de topraga düser.Subat'in 21, 28. günlerinde ve Mart ayinin 7'sinde süreç tamamlanir böylece toprak isinir canlanma baslar.
Mart ayi içersinde özel anlami olan günlerden biri de, Miladi takvime göre Mart ayinin 22'sine rastlayan Mart .dokuzu' dur.Bu günde genel olarak kis geri gelir, firtina olur.Mart dokuzu' nu unutarak, yazin geldigi düsüncesiyle yaylaya çikan iki yasli kari-kocanin donarak öldügü hikayesi anlatilir ve iklimin sasirticiligi karsisinda hazirliksiz yakalananlar için, “ Mart kapidan baktirir, Kazma kürek yaktirir “ deyisi sikça kullanilir.Baharin geldigini sanarak yaylaya çikan ve Mart Dokuzu'nda donarak ölen koca-kari ismine izafeten bu firtinaya “ Gocagari firtinasi” da denilmektedir.

Tekerleme : Rumi Mart basindan itibaren geçen 12 günlük zaman dilimine bu ad verilir.Tekerleme, gelecek yilin önsözü gibidir.Her gün bir ayi temsil eder.O bakimdan Yil basindan itibaren geçen her günün özel bir anlami vardir.Hangi gün günesli geçmisse, o günün tekabül edecegi ayda da havalarin iyi geçecegi, yagmurlu geçmisse o ayin soguk ve yagisli geçecegine inanilir.Hatta, Tekerlemede bir günlük zaman diliminde sabah, remzi olan ayin ilk haftasina, ögle ikinci haftasina, ikindi üçüncü haftasina, aksam ise son haftasina irca edilerek yorumlanir ve o gün içindeki meteorolojik gelismelerin de, temsil edilen ayin haftalarina isaret ettigine inanilir.Buna göre mesela Tekerlemenin dördüncü gününün sabahi yagisli, ögleden sonra açik geçerse, o güne tekabül eden Kirez ayinin ilk haftasi yagisli, sonraki haftalari ise açik geçecek demektir.

Abrul Beţi : Miladi takvime göre 18 Nisan'a denk gelen günde de önemli bir firtina yasanir.”Abrulbesi firtinasi” denilen bu firtina halk üzerinde derin izler birakmis olacak ki, bu yüzden bir de anonim özdeyis türemistir: “Gorkma Zemheri'nin gisindan, Gork Abrulun Besinden, Öküzü ayirir esinden.”
Havalarin isinmasi ile açan erik çiçekleri ile beslenen guguk kusu, hiç beklemedik biçimde Abrul Besinde kar altinda kalan tomurcuklari yiyerek hüzünlü ötüsünü sürdürür.Guguk kusu, baharin habercisidir.Dallar tomurcuklandi mi, bu kusun sesi duyulmaya baslanir.Göçmen oldugu için, baharin bitmesiyle de kaybolur, sesi duyulmaz.

Hýdýrellez : Miladi takvimde Mayis ayinin 6.gününe denk gelen Hidirellez' de eve yesillik sokulmaz, hamile kadinlar dogacak çocugun parmak aralari bitisik olmasin diye dikis dikmezler.Yilan gibi hasarattan sakinmak, onun serrinden emin olabilmek için Ip, kolan türü seyler tutmazlar.O gün sebze ekilir, ekim isi bittikten sonra da “ Egrilce bögrülce, ugrum olsun dogrulca “ diye seslenilir.Bu ifadenin anlami, bundan sonraki islerinin ve kazançlarinin ugurlu olmasini dilemektir.

Mayýs Yedisi : Mayis Yedisi bu havzada biraz farkli algilanir ve kutlanir.Bir kere mekan olarak kutlamalarin yapildigi yer Sariyakup köyünde bulunan Yedigöa adi ile anilan mekandir.Giresun'da, ada ile Aksu Deresi'nin arasini olusturan mekan ve derenin deniz ile bulustugu noktada her yil 20 Mayis günü Mayis Yedisi kutlamalari yapilir.Kutlamalar, “Aksu Festivali” adiyla yapilsa da, bu etkinligin asli mahreci, kökeni Türk Samanlik kültürüne kadar uzanan Mayis Yedisi'dir.
Yukarida bahsini ettigimiz halk takvimine göre Mayis ayinin 7'sine denk gelen günde halk Mayis Yedisi kutlamalarinda bulunur.Kutlamalarin yapildigi yerde adaklar kesilir, Hamzasih yatiri ziyaret edilir, Kiziltas' da bulunan Sih Mustafa türbesi ziyaret edilir.Al Evi'ne gidilerek çocugu ya da kendisi hasta olan kadinlar, burada yattigina inandiklari ermis kimselerden sikintilarinin giderilmesi için himmet isterler.


Dogumla Ýlgili Gelenekler: Kisirligi gidermek için buguya, kizgin kiremite, ya da tasa oturtuldugu, koca kari ilaçlarindan medet umuldugu görülmaktedir. Gabenin sag yani, sol yana göre daha agirsa erkek, solyan agir, karin yayvan, yüz lekelenmis ise kiz çocugu inanci kimi çevrelerde yaygindir. Dogumdan sonra göbek bagi topraga gömülür.


Giyim Gelenekleri: Geleneksel giysiler daha çok iç kesimlerde ve sehirlere uzak köylerde giyilmektedir. Erkekler aba-zipka giyerler.Günlük kadin giyimini ise; oyali yasmak ya da çember, pestamal, entari-hirka, yün-sal, Kesan ve kara lastikdir. Taki olarak besibirlik, hasir bilezik takilir.


Beslenme Gelenekleri: Bölgede bakil, misir ve karalahana beslenmede çok önemli bir yer tutmaktadir. Fasulye ve bagzi sebzeler kurutularak veye tuzlanarak kisa saklanmaktadir. Yörenin fasülye turçusu mesurdur.
Kiraz, Taflan(Kara yemis), yagsiz peynir tuzlanarak kisa saklanmaktadir. Hamsi salamura yapilarak yaza saklanmaktadir.
Pancar çorbasi, misir dolmasi, karalahana dolmasi, pancar diblesi, pancar dösemesi, kiraz tuzlusu, fasülye turçusu, kabak kabugu kavurmasi, isirgan yaglasi, Diken ucu kavurmasi, misir ekmegi yöreye özgün yemeklerin basinda gelmektedir.


Halk Oyunlari: Giresun ilinde iklim sartlarina ve cografik yapiya bagli olarak yöreye has halk oyunlari ve buna bagli figürler gelismistir. Oyunlar genellikle hareket ve çeviklik içermekle beraber kadin ve erkegin beraber oynadiklari bölümde, erkegin kadina saygisindan dolayidir ki, erkek figürleri kadin figürleri ile ayni esnaklik ve yumsakliga düsmektedir. Fakat oyunlar kazalarin bulundugu yörenin karakteristik özelligini de içine alarak farkli sekillerde icra edilmektedir. kostümlerini bile etkilemektedir.
Oyunlar kendi içersinde oyun oyun ayrilmakta ve oyun kendine özgü bir isimle anilmaktadir. Horon, dik horon, sallama, karsilama, çandir, metelik, biçak oyunu, tamzara, çiftetelli gibi isimler almislardir.